“Ey kent, ağır, karanlık nezleye tutulmuş, sen İster hâlâ uyuyadur yataklarında
sabahın, Akşamın altın perdelerinde gez,
istersen” Baudelaire Ey rezil başkent ! Çirkin bakışların kadarsın. Varoşların bir de. Beklendiğini sanma,
sokağında hummalı senin şu gerçeğin. Yine de aynı çöpleri kokarsın parmak
izlerinde. Ve eş değer bir rezalet için uğraşı vermektesin. Bilmiyorsun elbet,
nereden bileceksin? Kartallar ölümcüldür, gagalarındaki çirkinlikleri kadar. Hava mevsim dışı bir engizisyon
denemesinde, tut ki eyledi park, dışından gelen söylemi. Ne yaparsın? Serçe o
bildiğin serçe mi, sanıyorsun? Eylemine bak ve dışında kal yargı alanının. Hiç… Kanalizasyon kokmasını bilmediğinden
değil inan, kokuna bulaşmak isteksizliğinden ağlar kanal. Retina, babanı duyar
gibidir: Ben sana dememiş miydim; iş mühendislik istemez yani, pisliğini
akıtmak için küçük bir eğim yeter. Hiç gittikçe bozulan bir gül görmüş
müydün? Gözlerinin önündeydi hep ya. Ancak göz dikenden aşağıya inemez,
takılır. Kimse tam olarak gülün kokuşmasının asıl olarak toprağından geldiğini
bilemez. O göz boyamayı bilir. Rengi kan, kökünde ise lanet. Bunun için bir parka gidip, gülleri
izlemelisin. Doğan gülleri, ölen gülleri ve bu elbet zaman ister. Bir de hayal
kırıkları. Bir şey daha ister… Çirkin bakışlar ama bunu insana
çekilişten çıkma serseri oluşlara yoruyoruz. "Homo Homini Lupus"
(İnsan insanın kurdudur). Gerçi, nereden bileceksin sen ey rezil?
ÇIRIL’ dan…