A K A S H A Z O N E - R u h u n U z a y ı . . . 
 
d i k k a t !  

bir  beyin  kurcalama  sitesindesiniz ...

Follow omer_serdar on Twitter
 
 
 
 
Click for İstanbul, Türkiye Forecast
Ana Sayfa
Güncel Durumlar
E-Kitap & Sesli Şiir
Sizden Gelenler
FlashBanner
uyumsuznotlar.jpg
Ana Sayfa arrow Sizden Gelenler arrow Kınalı Keklikler Şerefsiz Olur arrow Yazınsal Kategoriler arrow Sizden Gelenler 

Kınalı Keklikler Şerefsiz Olur PDF  | Yazdır |  E-Posta

Haftada bir gün pazar kurulurdu. Çarşıyı ikiye bölen yolun üzerinde
 sebzeciler, onun yanında konfeksiyon, hırdavat, mutfak eşyalarının
 pazarlandığı tezgahlar sabahın en erken saatinde yerlerini alırdı.İlçede işi
 olan köylüler hep pazar gününe erteleyerek, işlerini pazar alışverişi ile
 birleştirirlerdi. Öğleden sonra herkes işini bitirir,çarşının iki sokak
 arkasındaki parktaki minibüs veya traktörlere balık istifi yerleşerek
 köylerine dönerlerdi.
        Diğer günlerden daha kalabalık olurdu meydan parkı.Hasip usta, yani
 Çaycı Hasip için pazar gününün bereketi o günkü cömertliği ile daha iyi
 anlaşılırdı. Deli Yaşar'a her zaman bir domatesle yarım ekmek verirken o gün
 içine tahin helvasını doldurur, üstelik de bütün bir ekmeği  verir "Ye
 ulan dürzünün dölü ye ye de millete iyi söv" diye tembih ederdi. O
 biçarede iri ve uzun burnunun altındaki enine uzamış dudaklarını önce gerip
 sonra ayırarak yarısı eksilmiş dişlerini çıkartıp "olur ayı" derken,
 Hasip yanındakilerine "hele dürzünün eniğine hele"diye gülerdi. "Öteden
 biri deli bu, delide düzen olur mu?"derken bir başkası hatırasını
 ekleyerek "Ne delisi, o senden benden akıllı.Geçen gün elinde bir yağlık
 dolusu erik getiriyordu, istedim burnunu gösterdi. Madem deliyse vereydi."
 diyerek Yaşar'ın deli olmadığını iddia ediyordu.
 Tolga birkaç masa ötede kehribar ağızlığına sigarasını birkaç itinalı
 çevirme ile yerleştirip benzinli çakmağı ile tutuşturan Kara Seyid'in yanına
 selam verip oturdu. O kadar masa da boş sandalye dururken Tolga'nın yanına
 gelmesiyle kendini mutlu hissediyordu. Hasib'e seslenip iki parmağını
 gösterip çay istedi. Birkaç nefes tütünden sonra kaymakamı sordu, Ömer'den
 iyi haberi aldıktan sonra yanında kekliğini öven Durdu'yu dinliyordu. Durdu,
        - Emmi Göğdere'nin başındaki gayaya gurduk duzağı bu sefer. Üç
 postadan üçü de dolu çıktı.
        - Şerefsiz olur kekliğin gözeli.
        - Eyi para veriyolar.Angara'da çok para ediyo , çok gıymatlı.
        - Şerefsizde ondan gıymatlı.
        Tolga konudan habersizdi.Çayını karıştırırken,
        - Seyit amca bir şeyler söylüyorsun ama anlamadım.Yani Ankara'da
 şerefsizler mi kıymetli diyorsun?
        - Haşa...
 O zaman ben mi yanlış anladım?
        Durdu gülerek söze karıştı.
        - Seyit emmim gözel kekliği hoşlanmaz.Halbuki zabahınan evden bir
 ötüşü olur değme getsin. Adamın içi açılır. Amma emmim çil kekliği sever
 gınalı kekliği sevmez.
        Tolga, batıl bir inanç veya asılsız bir rivayetten kaynaklanan bir
 çeşit nefret olduğu kanaatiyle,
                - Gerçekten ben de severim. Allah ne kadar güzellik vermiş. Hem
 görünüşü, hem sesi...
                Kara Seyit Tolga'yı üzmek istemiyordu ama onun kekliği övmesine de
 rıza göstermek zoruna gidiyordu. Üst üste çektiği dumanlara sesini
 karıştırarak,
                - Allah bazı yarattıklarına bek çok nimet verir, amma bazısı da o
 nimetlere şükredeceği yere şerefsiz olur.
                Durdu bozulmuştu.
                - Ula emmi dinini seversen ne şerefsizliği var ?
                Sövmek geldi içinden.Tolga'nın yanında olmazdı. Köydeki son
 zamanlarda ateist iken Hıristiyan olduğunu söyleyen ve gençlere
 Hıristiyanlığı öven, hatta birkaç kişinin boynu haçlı gezmesine sebep olan
 emekli öğretmen Niyazi Bal'ı Tolga'ya tarif ettikten sonra,
                - Tanıdın mı o şerefsizi ?
        - Birkaç defa gördüm.
                - Gınalı keklik de onun gibi şerefsizdir. Yavrucuğum iki tevir
 keklik var. Birisine çil keklik derler, ötekine gözel keklik derler. Çil
 kekliği gafese koyunca esarete dayanamaz gahrından gendini boğar ve ölür.
 Ben bu yüzden çil kekliği bek çok severim, şerefli hayvandır.
        - Ya kınalı keklik ?
                - O şerefsize gelince, onu heç sevmem. Ulen namussuzun ekinlerin
 arasında bir kaçışı olur, sinsice garşına çıkar kaybolur gider.
                Durdu,
                - Ne var emmi bunda ?
                - Amma öteki açıktan uçar, mert adam gibidir, bu namussuz galleş
 yürüyüşlüdür. Bu alçağı dutup gafese goyunca hemen alışır, bir avuç yem için
 uçmayı bile unutup evin etrafında kapı köpeği gibi gıvranıp durur.
        - Alışıyo emmi...
        - Peki, çil keklik niye alışmıyo?  Bu maya meselesi... Tolga yavrum, bu
 keklik avcısıdır, ağnatsın bakalım keklik avı nasıl olur.
        Tolga henüz gözlerini Durdu'ya çevirmeden Durdu heyecanla anlatmaya
 başladı.
        - Gayanın depesine gafesdeki kekliği bırakır, gafesin edrafına duzağı
 gurar, onun edrafına yem atarsın. Keklik öterek edrafındaki diğer keklikleri
 çağırır.
        - Ötekiler gelir mi?
        Kara Seyyit öfkelice
        - Gelmez mi ahmak şerefsizler. Şerefsizin biri çağırır da öteki şerefsiz
 gelmez mi?
        - O muhitte bulunan bütün keklikler gelirler, teker teker duzağa düşerler.
 Biz de sonra varıp hepisini gafese alır eve getiririz. Bir gaç gün
 yemledikten sonra alışırlar, gafesi açık goysan bile gitmezler.
        Kara Seyyit Tolga'ya,
        - Emmim, bunlar şerefsizlik değil de nedir? Ulan şerefsiz, gendin
 gafesdesin, hakkın hürriyetin alınmış, öteki hür yaşayanlara sebep olup
 onları niye duzağa çekiyon. Ya o şerefsizin çağırmasına gulak verip
 gelenlere ne demeli. Onlar iyi bi şerefsiz olsalar, bakarlar ki o şerefsiz
 gafesde, onun gibi olmamak için o muhide yanaşmazlar bile. Birisi ırkına,
 soyuna cinsine ihanet edecek kadar, öteki ihaneti fark etmeyecek kadar
 şerefsiz...İşte ben bunun için gınalı kekliği heç mi heç sevmem. Eti de
 batsın, gozelliği de.
        Tolga,
        - Tuzağa gelenlerde mi şerefsiz sence...
        - Yavrucağzim, insan mugaddes bildiği şeyler üzerinde hassas olmalı.
 Ahmaklık şerefsizliğin anahtarıdır. Ahmak adam bir gün zillete de düşer
 illete de. O kekliğin halini göre göre onun zilletine şahit olup da, onun
 yanına datlı diline ganıp gelen de onun gadar şerefsizdir benim gozümde.
        Durdu bozulur gibi olmuştu.
        - Duzağa çağıran şerefsiz, düşen şerefsiz, ya ben ne oluyom emmi?
        Gülerek cevap verdi Kara Seyyit,
        - O senin işin oğlum. Sen avcısın. Senin işin av yapmak. Buraya  gelen
 gavur papazını kınamam. Onun işi milleti gavurlaştırmak. Ben esas onun
 duzağına düşüp, bi avuç menfaati için onunla beraber olmaktan ar etmeyenlere
 ve onun duzağında olduğu halde, başkalarını da o duzağa düşmeye çağıranlara
 gızıyom, onlar gavur papazından daha şerefsizdirler.
        Tolga saatine baktı, okulun saati yaklaşmıştı. Ayağa kalkıp, Kara Seyid'in
 öfkeden kızıla çalmış yüzündeki irileşen gözlerine bakarak;
        - Sen, kınalı keklik şerefsiz olur, deyince öyle güzel yapılı, güzel sesli
 bir hayvana şerefsizliği yakıştıramamıştım. Ama kafese bu kadar çabuk
 alışacak kadar köle ruhlu, cinsinden olanların hürriyetini sabote edecek
 kadar hain olan bir yaratık ne kadar güzel olursa olsun şerefsizdir.
 Haklısın, kusura bakmayın okulun vakti geldi, ben izninizi isteyeceğim.
        - Güle güle yavrum. Anladın değel mi, gınalı keklikler de, keklik
 garekterlilerde şerefsiz olur. Öyle bir yaratığa denk gelince elinden
 geliyorsa gopar gafasını at gitsin ve millet şerrinden emin olsun.
        O gün dilindeki dört kelime "kınalı keklikler şerefsiz olur" oldu
 Tolga'nın.
 
  
 
 Hasan Ulusoy

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
mesaj13.jpg
Sık Okunanlar

  - Tevfik Fikret Üzerine
  - Nostradamus'tan Oğlu Sezar'a Mektup
  - Bir İntihar Akşamı
  - Hayırsız Ada
  - Projektörcü
  - Puşkin Üzerine Konuşma II
  - Çıplak-IV
  - Güz Sonu Şiirleri
  - Kınalı Keklikler Şerefsiz Olur
  - Yaz Barışı
  - Kuantum Parçalanma
  - Kırmızı İleti
  - Eskici
  - Asansörle Yükseltilmek İstenen Çukurlar
ci.gif

 
İletişim
 
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

"içim çekti içini,

kın alındı çıkışından"

AyvaşA

 
 
 
© 2010 A K A S H A Z O N E - R u h u n U z a y ı . . .
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.