Haftada bir gün pazar kurulurdu. Çarşıyı ikiye bölen yolun
üzerinde sebzeciler, onun yanında konfeksiyon,
hırdavat, mutfak eşyalarının pazarlandığı tezgahlar sabahın en erken
saatinde yerlerini alırdı.İlçede işi olan köylüler hep pazar gününe
erteleyerek, işlerini pazar alışverişi ile birleştirirlerdi. Öğleden sonra herkes
işini bitirir,çarşının iki sokak arkasındaki parktaki minibüs veya
traktörlere balık istifi yerleşerek köylerine dönerlerdi.
Diğer günlerden daha kalabalık olurdu meydan parkı.Hasip usta, yani Çaycı Hasip için pazar gününün bereketi
o günkü cömertliği ile daha iyi anlaşılırdı. Deli Yaşar'a her zaman bir
domatesle yarım ekmek verirken o gün içine tahin helvasını doldurur, üstelik
de bütün bir ekmeği verir "Ye ulan dürzünün dölü ye ye de millete iyi
söv" diye tembih ederdi. O biçarede iri ve uzun burnunun altındaki
enine uzamış dudaklarını önce gerip sonra ayırarak yarısı eksilmiş dişlerini
çıkartıp "olur ayı" derken, Hasip yanındakilerine "hele
dürzünün eniğine hele"diye gülerdi. "Öteden biri deli bu, delide düzen olur
mu?"derken bir başkası hatırasını ekleyerek "Ne delisi, o senden
benden akıllı.Geçen gün elinde bir yağlık dolusu erik getiriyordu, istedim burnunu
gösterdi. Madem deliyse vereydi." diyerek Yaşar'ın deli olmadığını iddia
ediyordu. Tolga birkaç masa ötede kehribar
ağızlığına sigarasını birkaç itinalı çevirme ile yerleştirip benzinli çakmağı
ile tutuşturan Kara Seyid'in yanına selam verip oturdu. O kadar masa da boş
sandalye dururken Tolga'nın yanına gelmesiyle kendini mutlu hissediyordu.
Hasib'e seslenip iki parmağını gösterip çay istedi. Birkaç nefes
tütünden sonra kaymakamı sordu, Ömer'den iyi haberi aldıktan sonra yanında
kekliğini öven Durdu'yu dinliyordu. Durdu, -
Emmi Göğdere'nin başındaki gayaya gurduk duzağı bu sefer. Üç postadan üçü de dolu çıktı. -
Şerefsiz olur kekliğin gözeli. -
Eyi para veriyolar.Angara'da çok para ediyo , çok gıymatlı. -
Şerefsizde ondan gıymatlı.
Tolga konudan habersizdi.Çayını karıştırırken, -
Seyit amca bir şeyler söylüyorsun ama anlamadım.Yani Ankara'da şerefsizler mi kıymetli diyorsun? -
Haşa... O zaman ben mi yanlış anladım?
Durdu gülerek söze karıştı. - Seyit
emmim gözel kekliği hoşlanmaz.Halbuki zabahınan evden bir ötüşü olur değme getsin. Adamın içi
açılır. Amma emmim çil kekliği sever gınalı kekliği sevmez.
Tolga, batıl bir inanç veya asılsız bir rivayetten kaynaklanan bir çeşit nefret olduğu kanaatiyle,
- Gerçekten ben de severim. Allah ne kadar güzellik vermiş. Hem görünüşü, hem sesi...
Kara Seyit Tolga'yı üzmek istemiyordu ama onun kekliği övmesine de rıza göstermek zoruna gidiyordu. Üst
üste çektiği dumanlara sesini karıştırarak,
- Allah bazı yarattıklarına bek çok nimet verir, amma bazısı da o nimetlere şükredeceği yere şerefsiz
olur.
Durdu bozulmuştu.
- Ula emmi dinini seversen ne şerefsizliği var ?
Sövmek geldi içinden.Tolga'nın yanında olmazdı. Köydeki son zamanlarda ateist iken Hıristiyan
olduğunu söyleyen ve gençlere Hıristiyanlığı öven, hatta birkaç
kişinin boynu haçlı gezmesine sebep olan emekli öğretmen Niyazi Bal'ı Tolga'ya
tarif ettikten sonra,
- Tanıdın mı o şerefsizi ? -
Birkaç defa gördüm.
- Gınalı keklik de onun gibi şerefsizdir. Yavrucuğum iki tevir keklik var. Birisine çil keklik derler,
ötekine gözel keklik derler. Çil kekliği gafese koyunca esarete dayanamaz
gahrından gendini boğar ve ölür. Ben bu yüzden çil kekliği bek çok
severim, şerefli hayvandır. -
Ya kınalı keklik ?
- O şerefsize gelince, onu heç sevmem. Ulen namussuzun ekinlerin arasında bir kaçışı olur, sinsice
garşına çıkar kaybolur gider.
Durdu,
- Ne var emmi bunda ?
- Amma öteki açıktan uçar, mert adam gibidir, bu namussuz galleş yürüyüşlüdür. Bu alçağı dutup gafese
goyunca hemen alışır, bir avuç yem için uçmayı bile unutup evin etrafında kapı
köpeği gibi gıvranıp durur. -
Alışıyo emmi... -
Peki, çil keklik niye alışmıyo? Bu maya meselesi... Tolga yavrum, bu keklik avcısıdır, ağnatsın bakalım
keklik avı nasıl olur.
Tolga henüz gözlerini Durdu'ya çevirmeden Durdu heyecanla anlatmaya başladı. -
Gayanın depesine gafesdeki kekliği bırakır, gafesin edrafına duzağı gurar, onun edrafına yem atarsın. Keklik
öterek edrafındaki diğer keklikleri çağırır. -
Ötekiler gelir mi?
Kara Seyyit öfkelice -
Gelmez mi ahmak şerefsizler. Şerefsizin biri çağırır da öteki şerefsiz gelmez mi? - O
muhitte bulunan bütün keklikler gelirler, teker teker duzağa düşerler. Biz de sonra varıp hepisini gafese alır
eve getiririz. Bir gaç gün yemledikten sonra alışırlar, gafesi açık
goysan bile gitmezler.
Kara Seyyit Tolga'ya, -
Emmim, bunlar şerefsizlik değil de nedir? Ulan şerefsiz, gendin gafesdesin, hakkın hürriyetin alınmış,
öteki hür yaşayanlara sebep olup onları niye duzağa çekiyon. Ya o
şerefsizin çağırmasına gulak verip gelenlere ne demeli. Onlar iyi bi
şerefsiz olsalar, bakarlar ki o şerefsiz gafesde, onun gibi olmamak için o muhide
yanaşmazlar bile. Birisi ırkına, soyuna cinsine ihanet edecek kadar,
öteki ihaneti fark etmeyecek kadar şerefsiz...İşte ben bunun için gınalı
kekliği heç mi heç sevmem. Eti de batsın, gozelliği de.
Tolga, -
Tuzağa gelenlerde mi şerefsiz sence... -
Yavrucağzim, insan mugaddes bildiği şeyler üzerinde hassas olmalı. Ahmaklık şerefsizliğin anahtarıdır.
Ahmak adam bir gün zillete de düşer illete de. O kekliğin halini göre göre
onun zilletine şahit olup da, onun yanına datlı diline ganıp gelen de onun
gadar şerefsizdir benim gozümde.
Durdu bozulur gibi olmuştu. -
Duzağa çağıran şerefsiz, düşen şerefsiz, ya ben ne oluyom emmi?
Gülerek cevap verdi Kara Seyyit, - O
senin işin oğlum. Sen avcısın. Senin işin av yapmak. Buraya gelen gavur papazını kınamam. Onun işi milleti
gavurlaştırmak. Ben esas onun duzağına düşüp, bi avuç menfaati için
onunla beraber olmaktan ar etmeyenlere ve onun duzağında olduğu halde,
başkalarını da o duzağa düşmeye çağıranlara gızıyom, onlar gavur papazından daha
şerefsizdirler.
Tolga saatine baktı, okulun saati yaklaşmıştı. Ayağa kalkıp, Kara Seyid'in öfkeden kızıla çalmış yüzündeki irileşen
gözlerine bakarak; -
Sen, kınalı keklik şerefsiz olur, deyince öyle güzel yapılı, güzel sesli bir hayvana şerefsizliği
yakıştıramamıştım. Ama kafese bu kadar çabuk alışacak kadar köle ruhlu, cinsinden
olanların hürriyetini sabote edecek kadar hain olan bir yaratık ne kadar
güzel olursa olsun şerefsizdir. Haklısın, kusura bakmayın okulun vakti
geldi, ben izninizi isteyeceğim. -
Güle güle yavrum. Anladın değel mi, gınalı keklikler de, keklik garekterlilerde şerefsiz olur. Öyle bir
yaratığa denk gelince elinden geliyorsa gopar gafasını at gitsin ve
millet şerrinden emin olsun. O
gün dilindeki dört kelime "kınalı keklikler şerefsiz olur" oldu Tolga'nın. Hasan Ulusoy